Ümit's profileHer kaybettiğin şeyin ye...PhotosBlogListsMore Tools Help

Blog


    July 03

    Kandiliniz Mubarek Olsun

      
    June 30

    Hatim Kampanyasi

     
    Selamun Aleykum
    Değerli, KARDEŞLERİM,ilk olarak Sehitlerimiz İcin Hatim Kampanyası baslattık inşallah sizlerde bu hatim kampanyamıza katılarak sehitlerimizin ruhlarına birer hediye göndeririz...

    KAMPANYAYA KATILMAK İÇİN BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

     

     

    June 06

    Geceyi Dosta Tahsis Etmek...

     
    İlahi muhabbetin alametlerinden birisi de,geceleri Yüce ALLAH‘a yalvararak ibadetle geçirmek,sevgilisi ALLAH ile baş başa kalmak iştiyakıyla gün batımını hasretle beklemek,kalbin ilahi sırlara ulaşması ve gaybı müşahede etmesi için Rabbine münacaatta bulunmaktır.
    Gönül ehli ariflere göre münacaat ancak kalple yapılır.Bu da kalbin gayb alemine ait gizlilikleri müşahede etmesi,melekût aleminin sırları içinde dolaşması,ruhların nuruyla ceberût aleminde yükselmesi ile olur. Yüce Sevgilinin nurlarının şuaları,o kalbleri götürerek ilahi sır hazinelerinin üzerine bırakır.
    Münacaat,kalbin ilahî yakınlığı görmesinin bir delili ve Cenab-ı Hak ile ünsiyet ettiğinin bir isbatıdır.

    ALLAHu Teala’dan rivayet edilen sözde şöyle buyurulmuştur:
    “Etrafı karanlık basınca beni unutup sabaha kadar uyuyan,sonra da beni sevdiğini iddia eden kimse yalan söylemiştir.Her seven,sevdiği ile baş başa kalmayı arzulamaz mı?İşte ben buradayım,sevdiklerime yakınım,onların gizli sözlerini ve sohbetlerini işitmekteyim;ben onların iniltilerine ve şikayetlerine şahidim.”
    Önceki alimlerin birinden nakledildiğine göre ALLAH (c.c) sıddıklardan birisine şöyle vahyetmiştir:
    “Gerçekten benim bazı kullarım var ki onlar beni sever,ben de onları severim.Onlar bana kavuşmayı özler, ben de onlara kavuşmayı arzularım.Onlar beni zikreder ben de onları zikrederim.Onlar bana nazar eder, ben de onlara nazar ederim.Onların yoluna girersen seni de severim.Onlardan yüz çevirirsen sana kızarım.” Bunun üzerine sıddık:
    “Ya Rabbi! Onların alameti nedir?” diye sorunca ALLAHu Teala şöyle vahyetti:
    “Şefkatli bir çobanın koyunlarını takip edip izlediği gibi,onlar da gündüzleyin gölgeleri takip ederek ibadet vakitlerini tesbite uğraşırlar.Gün batımında kuşun yuvasına dönmeyi arzuladığı gibi;onlar da bana ibadet için güneşin batmasını arzularlar.Gece olup her yanı karanlık kaplayıp,döşekler serilince,yataklar yayılınca ve her sevgili sevgilisiyle başbaşa kalınca, onlar bana ibadet için ayakta durur,yüzlerini benim için yere/secdeye sererler.Bana kelamımla münacaat ederler.Kendilerine ihsan ettiğim nimetlerimi zikrederek beni övüp dururlar.Bazen bağırarak,bazen ağlayarak,bazen eyvah ederek,bazen şikayet ederek,bazen ayakta,bazen oturarak,bazen rükûda,bazen secdede oldukları hâlde geceyi geçirirler.Onların benim için katlandıkları sıkıntıları görüyor,muhabbetimden dolayı nasıl dertlendiklerini işitiyorum.Onlara ilk olarak üç nimet veririm:


    Birincisi:Kalplerine nurumdan bir parça nur atarım;artık benim onlardan haber verdiğim gibi,onlar da benden haber verirler.

    İkincisi:Eğer yedi kat gökler,bütün yerler ve ikisinin içindekiler sevap olarak onların mizanına konacak olsa,onların yaptıklarına karşılık olarak bunları az bulur,kendilerine daha fazlasını veririm.

    Üçüncüsü:Onlara zatımla (özel olarak) yönelirim.Bir düşün,benim zatımla yöneldiğim bir dostuma ne vereceğimi hiç kimse bilebilir mi?”
    April 02

    KULLUĞUM SULTANLIĞIMDIR…

    KULLUĞUM SULTANLIĞIMDIR…

    Hatırlıyorum, bir tanıdığım

    'Niçin namaz kılıyorsun?' diye sormuştu da hemen cevap vermek yerine, başka bir soruyla mukabele etmiştim: 'İlletini mi öğrenmek istiyorsun, hikmetini mi?' Şaşırmış, 'bu ne demek oluyor' demişti. Şöyle bir açıklama yapmıştım: 'İllet, hakiki sebep demektir. Hikmet ise, gözetilen fayda ve menfaat
    .'

     

    'Şu halde illeti nedir?'



    'İlâhî emir, sadece emredildiği için kılıyorum.'



    'Ya hikmeti?'



    'Saymakla bitmez. Ben, hemen aklıma gelenleri söyleyeyim. Herşeyden önce, cehennem ateşinin kalkanı, kabir azâbının siperi ve cennet kapılarının anahtarıdır. Ebedî saadet, onun sonsuza uzanan bir meyvesidir.



    Namaz kalbe gıda, rûha şifa, bedene sıhhat, vicdana ölçü, akla istikâmet, iradeye kuvvet ve duygulara intizam verir.



    Namaz, hayatı disiplin altına alır, günahtan korur, manevî kirleri temizler. Ruh, onunla nefes alır, huzur bulur, sükûna erer, Rabbine yönelir. Mânevî yükselişin merdivenidir namaz; bütün ibadetlerin özüdür.



    Ancak bunların hiçbiri olmasaydı bile ben namazımı yine kılacaktım. Çünkü, faydalar teşvik edici olabilir, fakat asla hakiki sebep olamaz. Önce istenilmez, belki sonra verilir.'



    O zaman söyleyemedim, dostuma şunları da söylemek isterdim:



    'Namaz îmânımın ifadesidir, acizliğimin, zayıflığımın, çaresizliğimin, kısacası kulluğumun itirafıdır.



    Namaz gözümün nuru, gönlümün gözbebeğidir. Dünyam onunla aydınlandı, hakikatı onun ışığıyla gördüm, diğer varlıkların ibadetlerini onun ilhâmıyla bildim.



    Secdedeki zilletimde izzetimi bulmuşum. Allah'a baş eğişim, başkasına baş eğmeyeceğime dair yeminimdir. Alnım yeri öperken, rûhum da beni sayısız ni'metlerle yaşatan rahmet elini öpmektedir.



    Namazda ben âlem olurum, âlem de ben olur. Yüce divanda kâinatın sözcülüğünü ederim. Dilsiz varlıklar benim dilimde dile gelir.



    Seccade tahtım, secde saltanâtım... ve kulluğum sultanlığımdır.'
     
    (SELAM VE DUA İLE KARDESİM...RABBİME EMANETSİN....)

    (Rabbim Gönlüne Göre Versin. Razı ve Hoşnut Olduğu Kullardan Eylesin İnşallah)

    March 19

    Hayırlı Kandiller

    ...:: AKSAHİN ::...

    http://elifinyeri.yoo7.com/RadyoElif-h2.htm

                    

    BILINIZKI BU RADYO HEPİMİZİN VE İLAHİ SEVENLER DAİM DAVETLİMİZDİR

    February 12

    Namaz Kılıyor musun? (bence kiliyorsan da oku)

    Namaz Kılıyor musun? (bence kiliyorsan da oku)

    Lütfen  okuyun ve biraz düşünün...
    Neden namaz kılmıyorsun???
    namaz kılmamak için bir sebebin mi var yoksa?
    ne olabilir ki namazdan önemli olan sebep???

    dur ben tahmin edeyim:
    namaz kılacak vaktin yok değil mi?
    ama onların da yoktu...



    ya bedir savaşına ne demeli:

    savaş hiç durulmuyordu aksine gittikçe kızgınlaşıyordu, bu arada ikindi vakti çıkmak üzereydi, ama kılacak zamanda yoktu karşında en az on katın düşman vardı.
    kenara çekilipte namaza duramazdın, yada namazı kılmıyacaksın di mi bence en kolayı bu...
    ya onlar ne yaptı Peygamberimiz 300 kişilik ordusun ikiye ayırdı yarısı geriye çekildi diğer yarısıdaha ileri atıldı ve daha bir kuvvetle savaştı,
    ve geriye çekilenler Peygamberimizin imamlığında namazı kıldılar;bitince de digerleri ile yerdeğiştirip onlar savaşmaya başladı diğerleri geri çekilip  namazı eda ettiler...

    sence onların zamanı varmıydı? ya da bunların...







    ama o zaman bu yoktu değil mi?



    yada bu








    ( resimdeki yazılar için tıklayın: http://img70. imageshack. us/img70/ 6154/huuml6li7. jpg  )
    eee tek sebebin bu mu yani? başkaları da yok mu?

    hem vakit bulsan bile nerde kılacaksın ki namazı yer yok ki evde değilsin zaten başka yerde yok değil mi?

    sence onların yeri var mı?







    buda tutmadı başka yokmu bahanen?
    yada yolculuk yapıyosundur değil mi, kılacak yer yok ki olsa kılardın...
    peki onların var mı?



     
    buda olmadı galiba?

    yada çok yoğunsundur, çok işin vardır hiç ayıracak vaktin yoktur değil mi?

    onların da işi çok ama bi on dakika ayırabiliyorlar




    ama senin bir dakikan bile yok değil mi?

    bir düşün bakalım bu kadar vakti ne için harcıyosun, dünyalık için değil mi?
    iyi para kazanıyım, rahat yaşıyım, param pulum olsun hepsi bunun için mi?
    bir daha düşün sen önce kim götürmüş bir bez parçasından başka bir şey, orada rahat etmek için kim biriktirebilmiş veya götürebilmiş kazandıklarını?
    oraya gittiğinde ilk sorulacak soru ne biliyor musun?

    yaa o zaman ne cevap vereceksin, vaktim yok diyemezsin, yer bulamadım diyemezsin, işim vardı diyemezsin değil mi?

    belki şunu dersin: 'bu kadar çabuk beklemiyordum ölümü yoksa kılacaktım ileride namazımı kaza namazıda kılacaktım'...ama senin yaşın genç daha yaşlanınca kılarsın değil mi hem o zaman bol bol vaktinde olacak,
    ya yaşlanmazsan. ..

    ya sen namaz kılmadan, senin namazını kılarlarsa...




    bunlar kadar gençmisin sen,ama bak onlar kılıyor neden?



    namaza yetişmek için koşan bir çocuğa Hz.Ömer(r.a) 'sen daha çocuksun bu kadar telaş etmene gerek yok sen daha küçüksün namaz sana farz değil'demişti de çocuk cevap vermişti:'Amca, amca! Bu işin büyüğü küçüğü olur mu? Daha dün mahallemizde bir çocuk öldü. Üstelik benden de küçüktü. Ölüm denen gerçeğin büyük küçük ayırdığı yok. En iyisi her yaşta buna hazır olmalı. Hem bu yaşta Namaza alışmazsam, büyüyünce kılmak zor gelebilir.'

    sen hala gencim de...?



    aaa olmadı hastasın değil mi onun için kılamıyorsun, özür dilerim...

    ama iyileşmen için namaz kılman gerektiğini biliyor musun? öyle dememiş mi Peygamberimiz'namazda şifa var' kalk bir kıl bakalım namazın hastalığın kalıyor mu o zaman???

    bak oda hasta üstelik kaç yaşına gelmiş...(HİÇ UNUTMAM DEDEM ÖLÜM DÖŞEGİNDE DAHİ KILIYORDU)






    ama ayakta duramıyosun değil mi?
    oturarak kıl, oturamıyosunda( yatalaksın)
    kafanla kıl o zaman, yoksa tamamen felç mi geçirdin (şimdi yıttın galiba) zannetme ki yırttın o zaman da gözlerin kıl bak bu kadar kolaylık var, eminim başka bahanelerinde vardır...değil mi?

    yaaa boş ver hem sen niye namaz kılacaksın önemli olan kalp değil mi? senin kalbin temiz kılsan ne olacak ki?

    O 'Güzeller Güzeli'(s.a.v)nin kalbi kapkara mıydı, pislik içinde miydi de, ayakalarının altı şişinceye kadar namaz kılardı?

    eee gördün mü kalbin Efendimizin kalbinden de mi temiz acaba???

    değil, değil mi?

    bu da olmadı var mı başka bahanen kalmadı mı yoksa uyduracak bir şeyler?

    tamam hepsini kılamıyorsun bari bir iki vakiti kıl olmaz mı?

    oda mı yok?

    bahanelerini dinleme(me)k isterim veya dur bunlarıda ben tahmin ediyim...

    sabah namazına uyanamıyorsun, sabahın köründe kim kalkacak ki uykunu mahvedeceksin değil mi?


    ya böyle bir ilan görsen ne yapardın acaba?





    ama gitmezdin değil mi değmez onun için felan uykunu bozmana, sen mi gitmeyeceksin yalan bari söyleme ilk sen olmak için geceyi orda geçirirdin...

    olmadı, gelelim öğleye, off öğle vakti o kadar telaşede namaza vakit mi ayırcaksınbir sürü işin gücün var yetişemiyorsun zaten, bir de namaz hiç olmaz bu kadar işin arasında namaz mı olur?



    ama yemeğini yemeden öğleyi geçirmiyorsun belkide zevkini çıkara çıkara 1 saatte yiyosun yemeği değil mi, yemek daha önemli değil mi???

    ya ikindi ne olacak??

    dur şimdi zaten yoruldun bütün gün işler hala bitmedi bu yorgunlukla namazını felan kılamazsın, ama dedim ya az önce bir daha diyeyim ne demiş Peygamberimiz'hasta mısın, yorgun musun, çaresiz misin,... o zaman namaz kılda geçsin bunların hepsi...

    ya akşam namazı???

    oooo sende yaaa daha eve gidilecek, yemek yenilecek, zaten akşam vaktide kısa yetişemiyorsun değil mi?

    evine 10 dakika sonra girsen ne olacak kaçmıyor ya ev, ama vakit gidiyor bir daha bulabilecekmisin o vakti???

    yatsı namazını hiç sormuyum değil mi?


    o saatte namaz mı kılınır insanın uykusu geliyor uykulu uykulu namaz kılınmaz ki...

    ama nedense başka zamanlar uykun gelmiyor, mesela bunlara bakarken hiç uykun gelmiyor değil mi?







    eee bunlarda olmadı vakitlerin birinden bile sıyıramadın yakayı,var mı başka bahanen benim aklıma bu kadarı geliyor, seninde aklına gelmiyor değil mi? kalmadı çünkü başka bahane... aslında var ben sana söyleyim mi üstelik bu sefer kesin kurtulursun namaz kılmaktan(zaten kılmıyosunda) üstelik bir tane değil, ne mi dur söyleyim:

    1 : ÖLÜ İSEN

    2: DELİ İSEN

    3: ÇOCUK İSEN

    4: HAYVAN İSEN

    5: İNKARCI(KAFİR) İSEN

    ne dersin sıyırdın bu sefer ha?

    ama yok, nasıl olur sen ölü veya deli değilsin, üstelik kocaman adamsın ve insansın, Allah  korusun kafirde değilsin eee demek ki neymiş namazdan kurtulamazsın. ......... ......


    sana sesleniyorum ey insan boşver sen nefsini o zaten hiç namaz kılmak istemez ki sen dinleme onu bak yukarda birden sıraladı bahaneleri sonuç ne peki? koskoca bir hiç. yani gel namazını kıl uyma sen ona yoksa sende mi uyduracaksın bahane ama kalmadı ki bahane, niye mi namaz kılacaksın? dur onuda söyleyim:

    sen müslümansın degil mi?(elhamdülillah) eee kanıtın ne nasıl ispatlarsın bana müslüman oldugunu, tabi ki namaz kılarak islam demek namaz demektir namaz dinin direğidir onun için...


    bir de gözünü çevirde bak etrafına




    bu güzellikleri Yaratan övülmez mi, ona sana verdiği binlerce nimet için şükredilmez mi, tabi ki şükredilir bu da en güzel şekli olan namazla olur, hem sen namaz kılmakla Allah 'ı yüceltemezsin O zaten Yüceler Yücesi , sen ancak Rabbimin katında kendini yüceltirsin.. .

    tamam sen boşver hepsini sen bunlara da mı acımıyorsun



    Yüce Allah  buyurmuyor mu:

    'namazdan sonra edilen dua reddolunmaz' diye, haydi onlar için başka bir yapmıyorsun(yapamı yorsun) madem en azından dua et...



    hem bak doğada herşey ona secde ediyor sen daha ne duruyorsun


    (mihraba vuran ışık namaz kılan insan figürünü andırıyor!)




    şimdi gel ne dersin artık başlayalım mı namaza?
    haydi Hz.Mevlana'ca namaz kılmaya var mısın??


    onun gibi secde ede ede seccadeyi lime lime etmeye var mısın?

    veysel karani gibi geceleri gündüzleri namazla geçirmeye var mısın?
    öyle güzel bir namaz kılarmış ki mübarek bir geceyi sadece kıyamda, bir gece sadece ruküda, bir gece sadece secdede geçirirmiş...
    Hz. Ali gibi, savaşta yediği okun acısından çıkaramıyorlar, ancak Hz. Ali namaza durunca çıkarıyorlar hem de kılı bile kıpırdamıyor, soranlara da 'biz namaz kılarken can kuşumuzu salıveririz' demiş, var mısın böyle namaz kılmaya?,

    Hz.Rabia gibi, gözlerinde yaş kalmayıncaya kadar namaz da ağlamaya var mısın?

    ve O GÜZELLER GÜZELİ Peygamberimiz, namazı en güzel kılan O kimse onun gibi Kılamazdı, varmısın onun ümmeti olarak namaz kılmaya?

    biliyorum sen onlar gibi namaz kılamazsın, onlar gibi olsan zaten bahane uydurmaz, namaz kılmak için kendine yollar arardın bu zamanda...nası l mı namaz kılacaksın?

    öyle bir namaz kılacaksın ki ezanı okuyan Bilal-i Habeşi olacak, namaz kıldığın yer Mescid-i Haram(KABE) olacak ve imamın Hz. Muhammet Mustafa olacak ve Hz. ebubekir, Hz. Ömer, Hz.Osman, Hz.Ali ve sahabeyle birlikte namaza duracaksın... .

    öyle bir namaz kılacaksın ki, sırat köprüsünün üzerinde olacaksın aşağısı cehennem ve karşında YÜCELER YüCESİ Allah  TEALA ve meleklerle saf tutarak...

    öyle bir namaz kılacaksın ki Mevlana'ca:



    Namaza tekbirle girmek,'İlahi,biz Senin huzurunda kurban olduk !' demektir. Tekbir getirerek kurban kesildi ğibi, tekbirle namaza başlamak da, 'Allah 'ım canımız Sana feda olsun!' anlamındadır.

    Namazda kıyama durmak, Allah 'ın huzurunda kıyametteki muhasebeyi hatırlatır. Kul, biraz sonraki hakkıyla yerine getiremediği kullundan ve işledği günahlardan dolayı, utancından ayakta durmaya dermanı kalmaz, rükuya eğilir.

    Başı rükuda iken'Hakk'ın suallerine cevap ver' diye İlahi ferman gelir. Kul, rükudan başını mahcup olarak kaldırır. Ayakta duramaz, yüzüstü secdeye kapanır.

    Tekrar ona,'Secdeden başını kaldır! Yapmış olduklarından haber ver' diye ferman gelir. O, yine mahcup bir halde başını kaldırsa da, tekrar yüz üstü kapanır.



    Aslında sen namazı Kabe de kılıyorsun biliyor musun? evet sen o safın içindesin aslında, ilk saf Kabe'nin etrafını çeviren ilk halkadır ve sende gittikçe büyüyen bu halkanın içindesin bu safın içindesin sen namazı orda kılıyorsun sadece biraz arka saflardasın o kadar, inşAllah  ön saflarda da kılmak nasip olur...

    var mısın böyle namaz kılmaya?

    hadi ey kalbim durma artık tövbe et ve Yaradanına en güzel hamdını sun, temizle kalbini pislikten, dünyalıktan ve kula yakışır bir şeklide MEVLA'ya yaklaş...


    hadi be ruhum hadi be kalbim uymayın siz o nefsime o hep konuşur ve sizi kötüye götürür, siz ondan güçlüsünüz, siz ona hükmedersiniz hadi kırın onun gücünü

    biliyorum yapacaksın sen bunu hadi o zaman bak Bilal-i Habeşi ezanı okumaya başladı
    haydi şimdi namaz zamanı, haydi şimdi kurtuluş zamanı...


    KURTAR KENDİNİ...


     
     
    December 25

    YOLUNACAK KAZ


    Çok soğuk bir kış günü padişah, tebdil-i kıyafet gezmeye karar vermiş.               

     Yanına baş vezirini de alıp yola çıkmış. Bir dere kenarında çalışan yaşlı bir adam görmüşler.

    Adam elindeki derileri suya sokup, döverek tabaklıyormuş.

    Padişah, ihtiyarı selamlamış:'Selamünaleyküm ey pîr-i
    fani...''Aleykümselâm ey serdar-ı cihan...'Padişah sormuş:'Altılarda ne yaptın?'

    'Altıya altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor...' Padişah gene sormuş:

    'Geceleri kalkmadın mı?''Kalktık... Lakin ellere yaradı...'
    Padişah gülmüş:'Bir kaz göndersem yolar mısın?''Hem de ciyaklamadan...'

    Padişahla baş vezir adamın yanından ayrılıp yola koyulmuşlar. Padişah

    baş vezire dönmüş:'Ne konuştuğumuzu anladın mı?''Hayır padişahım...' 

     Padişah sinirlenmiş:'Bu akşama kadar ne konuştuğumuzu anlamazsan kelleni

    alırım.' Korkuya kapılan baş vezir, padişahı saraya bıraktıktan sonra

    telaşla dere kenarına dönmüş. Bakmış adam hala orada çalışıyor.'Ne

    konuştunuz siz padişahla...' Adam, baş veziri şöyle bir süzmüş:'Kusura

    bakma. Bedava söyleyemem. Ver bir yüz altın söyleyeyim.' Baş vezir, yüz

    altın vermiş.'Sen padişahı, serdar-ı cihan, diye selamladın. Nereden

    anladın padişah olduğunu.''Ben dericiyim. Onun sırtındaki kürkü

    padişahtan başkası giyemezdi.' Vezir kafasını kaşımış.'Peki, altılara

    altı katmayınca, otuz ikiye yetmiyor ne emek? ...' Adam, bu soruya cevap

    vermek için de bir yüz altın daha almış.'Padişah, altı aylık yaz

    döneminde çalışmadın mı ki kış günü çalışıyorsun, diye sordu. Ben de,

    yalnızca altı ay yaz değil, altı ay da kış çalışmazsak, yemek bulamıyoruz

    dedim.' Vezir bir soru daha sormuş...'Geceleri kalkmadın mı ne demek?'

    Adam bir yüz altın daha almış. 'Çocukların yok mu diye sordu. Var, ama

    hepsi kız. Evlendiler, başkasına yaradılar, dedim...' Vezir gene kafasını

    sallamış.'Bir de kaz gönderirsem dedi, o ne demek...' Adam gülmüş.'Onu da

    sen bul...'

    November 29

    Mini Etek

     

    Sizden ricam sonuna kadar okuyun,

    okumadan mesaj yazmayın sağol var ol vs gibi.

     

    Mini Etek

    Miralay mütekaidi 87’lik Hasan Sabri Beyefendi, torunu 25’lik Birsen’in suratına kezzap döküp yüzünü hurdehaş ve gözlerini kör etme suçundan Ağır Ceza Mahkemesi huzurundadır:

    Reis sordu:

    -Müdafaanız, hazır mı ?

    -Değil, Reis Bey!

    -Müdafaa yapmayacak mısınız ?

    -Kanunun suç saydığı hareketimi bu vasfından kurtarmak için ne söyleyebilirim?

    -Sizi bu harekete zorlayan sebeplerin neler olduğunu söyleyebilirsiniz!

    -Ne çıkar, Reis Beyefendi; bunlar mahkemece kabul edilebilir şeyler olmadıktan sonra ?...

    -Hafifletici sebepler olabilir.

    -Böyle bir gayret, bana yöneltilen suçu kabul etmemek olur. Bense onun cürüm değil fazilet olduğunu iddiasındayım. Kendimi müdafaaya nasıl tenezzül edebilirim ?

    -Müdafaanız bu kadar mı?

    -Hepsi bu kadar …

    Avukat parmağını kaldırıp yerinden fırladı:

    -Muhterem başkanım! Sanık, yaşadığı ruh haleti bakımından nefsini savunmak istemiyorsa, bu nokta, belki masumiyetinin ayrı bir delilidir. Bu hal, mahkemeyi hissiz bir karara götürmekte amil olamaz. Sanığın, hadiseden birkaç ay evvel torununa yazdığı bir mektubu ele geçirmiş bulunuyoruz. Müsaade ederseniz okunsun ve müdafaaların en parlağı halinde dosyaya konulsun…

    Mahkeme başkanı, kendisine uzatılan mektubu alıp bir göz attı, sağında ve solundaki üyelerle küçük bir fısıltıdan sonra mektubu zabıt kâtibine verdi:

    -Okunsun!

    Zabıt Kâtibi, virgül ve nokta tanımayan donuk bir tekerleme ile okuyor:

    -Torunum Birsen !... İşte, felaket senin isminden başlıyor. 50’lik annenin adı Jale, 75’lik anneanneninki de Fatma… Bak, anneannenden sana kadar gelen iç nesil birbirinden, isimlerine kadar ne keskin ifadelerle ayrılıyor, ben 87 yıllık hayatımda, belki modası geçmiş bir örnek şeklinde feraceyi, sonra hayatın malı olarak kapalı çarşafı, derken açık robu, peşinden “ Tango-çarşaf” dedikleri kılığı gördüm. Arkasından manto, tam açık Avrupalı robu, gittikçe kısalan etek, mayo, bikini-mayo ve nihayet mini etek… Bu sonuncusu, benim gördüklerimi görene ve inandıklarıma inanana ölüm darbesi kadar ağır gelmeliydi. Sabahlara kadar ellerimi açıp Allaha “ canımı al ve bu manzarayı bana gösterme “ diye ettiğim dua kabul edilmedi. Ölemedim! Evet, anneannenden başlayıp yine onda devam eden kapalı, açık ve tango-çarşaf, annende büsbütün açık kostüme ve sende mini-eteğe kadar ulaştı. Muazzam terakki…

    Çizgileri bu derecede keskin hiçbir terakki grafiği gösterilemez. Anneanneni, birici dünya harbi mütareke yıllarında, cephe dönüşü tango-çarşaf içinde gören ve tokatlayan ben, annendeki açık roba, ancak, arkasındaki nesillerin getirmeye başladığı felaket yüzünden tahammül edebildim. Ama sende her şey değişti. 87 yaşında, senin getirdiğin son örnekledir ki, öküz arabasından otomobile ve (jet) uçağına kadar neslimin zaman çerçevesine sığdığını gördüğüm korkunç inkılâpların manasını sezer gibi oldum. Dünya ve insanlık, sonsuz bir mesafe hattı üzerinde, fezanın dipsiz bir noktasına doğru kaymakta ve ruh, ahlak, din, edep gibi mefhumları, gittikçe küçülen ve sönen yıldızlar gibi gerilerde bırakmaktadır. Felsefe tahsili gören senin, ne demek istediğimi anlayacağın ümidi içinde, dili 5- 10 kelimelik bir kurbağa lûgatçesine indirilmiş, dimağî cihazı iptal, hazım cihazıyla tenasül cihazı ise ihya edilmiş bir “kuşak” tan geldiğine göre hiçbir şey anlayamayacağın korkusunu da içimde taşıyorum. Her neyse !.. Beni anlamaktan ziyade kararımı bilmen yeter! Ben bu devirde en sönük bir kıvılcım taşıyan bir babanın bile takdir edebileceği hakikat olarak, kız evlada sahip olmayı, kanser illerinden daha felaketli görüyorum! Kız evlat sahibi olanlar, varsın, başlarına toprak çalsın!

    Ben bu felaketi annende biraz, sendeyse yüzde yüz tattım. Ne yapayım ki, hem annende, hem de sende, kız evlat sahibi olmak nasibimi değiştirebilmek elimden gelemezdi. Öyle bir hengame ki, bu küfür devrinde kız evlatlarını diri diri gömen ve mukaddes dinimizle cinayetleri durdurulan babalara şimdi sorabilirsiniz : “ İşlediğiniz korkunç cinayetlere 14 asır sonra özür biçecek bir devir gelebileceğini tahmin edebilir miydiniz? “ Dinimizde yeri olmayan böyle bir özrü, günahların en büyüğü olduğunu bile bile kabullenmekte ve din gayesi yolunda kullanmakta, bilmem affı kabil bir nokta var mıdır ? Yoktur ! İnsanı bu çapta alçak bir özrün yanına kadar getiren kötülük şartlarından Allah’a sığınmaktan başka yapılacak şey mevcut değildir. Ama ben bunu da tam yapamadım ve tesellimi bulamadım. Bu halleri görmemem için gözlerime toprak dolmalıydı; o da olmuyordu. Allah bu manzarayı seyretmeye beni mahkûm etmişti. Ne senin sürdüğün, ne de annenin sürdüğü iğrenç hayat üzerinde durmaya değer ! Ne annenin içkisi ve kumarı, ne senin “ Ye-Ye”ciliğin ve esrarkeşliğin bana fazla bir acı verebilir. Şu, suratınızda tek rikkat ve merhamet çizgisi bırakmayan inkâr ve ihtilaç halinizi, ruhi sefalet ve şenaat hayatınızı örnekleştirmek, içtimaileştirmek gayretinizdir ki, taşıdığı sosyal mana bakımından beni çıldırtıyor! Bu işin temsilcisi mini etektir; ve yarım asırdır yukarıya doğru çekile çekile bayraklaştırmak istediği manaya doğru yükselen örtü, nihayet mini etekle gayesine varmıştır. Her kadını her erkeğin malı kabul edici sosyal bir vitrin…Ayrıca bu vitrinde, kadın vücuduna ait hiçbir mahrem nokta tanımamak gibi bir sosyal ölçü.. Beni kıvrandıran, inleten nokta, mini etekte her şeyin içtimai bir manaya gittiği, cemiyet meydanında aleni bir kıymet hükmüne misal olduğu ve ferdi sınırı aştığıdır. Eğer sen, anadan doğma çıplaklar diyarına gitsen ve onlardan olsan, bu kadar acı duymazdım. Bu şekilde sen, batan bir cemiyette batış sebebini heykelleştiren örnek tiplerden oluyorsun demektir ve bütün felaket, işte körüklediğin bu içtimai mana üzerindedir. Kanımdan böyle bir son örnek fışkırdığını göre göre ölümü bekleyemem !

    Sana, her şey bir tarafa, sadece eteklerini diz kapaklarından aşağıya indirmeni ve öbür günahlarını, günah olduklarını bilerek ve biraz utanarak işlemeni, hiç değilse gizlemeyi bilmeni ihtar ederim ! Mini etek, günah utancını atmanın ve gizliliği kaldırmanın sembolü olmuştur ki, diz kapaklarının üstünde açtığı dört parmak mahrem yere karşılık ruhlarda yırttığı ve kanattığı mıntıka bakımından belaların en büyüğü makamındadır.

    Ben her an bu manayı torunumun diz kapakları üstünde bir nişan gibi seyrederek yaşayamam ! Hiç değilse onu yaşatmam ve neslimi kuruturum. Beni anlayacaksan anla ve şu pek basit işi kabul et! Eteklerini diz kapaklarından bir iki parmak olsun, aşağıya indir ki, ben nefes alabileyim, nefes aldığımı hissedebileyim…”

    Miralay mütekaidi, 87’lik Hasan Sabri Beyefendi birden doğrularak haykırdı:

    -Ve suratına kezzap döküp eve mıhlanmaya mecbur ettim kahpeyi… Siz de beni zindana mıhlayın ki, bu cemiyeti seyretmekten kurtulmuş olayım…

    ( 1967 )

    Alıntı

    November 21

    ODUNCU İLE ŞEYTAN DÖVÜŞÜ

    Odunculukla hayatını kazanan bir zat vardı. Allah'a karşı kulluk" vazifesini yapar, kimsenin ekşisine tatlısına karışmazdı. Bu zahit kişinin bulunduğu köyün yakınında bir köy daha vardı, onlar da dağda kutsal diye kabul ettikleri bir ağaca taparlar, ondan meded beklerlerdi.

    Oduncu, bir gün: «Şunların Allah diye taptıkları ağacı kesip odun edeyim, pazarda satarak ekmek parası kazanırım; hem de, bir kavmi Allah'a isyandan kurtarmış olurum» diye düşünerek Allah rızası için ağacı kesmeye karar verdi.

    Dağa doğru giderken karşısına acaip suratlı pis bir adam çıkarak nereye gittiğini sordu. Oduncu:

    - Halkın Allah diye taparak Allah'a isyan ettikleri ağacı kesmeye gidiyorum, dedi. Adam, oduncuya:

    - Ben şeytanım... O ağacı kesmene müsaade etmiyorum, deyince zahit oduncu, şeytana çok kızmıştı.

    Öldürmek için hücum ederek yere yatırdı ve üzerine oturup hançerini boğazına dayadı.

    Şeytan zahide:

    - Ey zahid, sen beni öldüremezsin. Allah bana kıyamete kadar müsaade etmiştir. Fakat gel o ağacı kesme, seninle anlaşalım. Ben sana her gün bir altın vereyim, sen de ağacı kesmekten vazgeç. Hem el ağaca tapıyormuş, günah işliyormuş senin neyine gerek, altınını al işine bak, dedi.

    Adam şeytanı bırakmıştı. Şeytan adama, akşam yatıp sabahleyin yastığının altına bakmasını söyledi ve anlaşarak ayrıldılar.

    Adam ağacı kesmekten vazgeçip, evine dönmüştü.. Akşam yatıp sabahleyin yastığının altına baktığında, altını gördü. Memnun olmuştu, ikinci gün oldu. Fakat bu sefer şeytan altını koymamıştı. Adam kızıp baltasını aldığı gibi dağa ağacı kesmeye gitti. Fakat yolda yine şeytanla karşılaştılar. Adam şeytana iyice kızmıştı. Görünce:

    - Seni sahtekâr seni, kandırdın değilmi beni?., diyerek üzerine hücum etti.

    Fakat evvelkinin tam tersine bu sefer şeytan adamı tuttuğu gibi altına aldı. Adam şaşırmıştı. Bu nasıl hâl der gibi şeytanın yüzüne bakıyordu. Şeytan:

    - Hayret ettin değil mi? Niçin bana yenildiğinin sebebini söyleyeyim: Dün sen Allah rızası için ağacı kesmeye gidiyordun. Seni değil ben, dünyadaki bütün şeytanlar bir araya gelsek yine yenemezdik. Lâkin şimdi Allah rızası için değil de, sana altını vermediğim için kızdığından gidiyorsun, işte o yüzden bana mağlup oldun ve sana ağacı kesmene müsaade etmeyeceğim, dedi.

    Şeytan'ın Hilesi

    Şeytan, şeytanlığını yapabilmek için, insanların zihnine girebilmek için kendine bir yol arar ve bulur. Allah'tan sakınan, gece gündüz ibadet eden birçok kimse vardı. Onlar Allah'ı Allah'da onları sever, dualarını geri çevirmezdi. Allah'ın bu sevdiği kullarını insanlarda sever ve sayardı. Şeytan bu durumu değerlendirmeyi düşündü.

    Bu Allah dostları, halk tecelli edip vefat edince, Şeytan halkın içine girer ve onlara her fırsatta onları hatırlatmaya başlar.
    - Şunu, şunu nasıl bilirdiniz?
    - Allah Allah. Sorduğun soruya bak. Nasıl  bileceğiz? Onalr Allah'a çok bağlıydılar. Duaları geri çevrilmezdi.
    - Onlara ne kadar üzülüyorsunuz?
    - Çok çok.. Tarifi mümkün değil.
    - Öyleyse onları görmek isterdiniz değil mi?
    - Hemde nasıl!
    - Niçin onlara hergün bakmıyorsunuz?
    - Ne demek istiyorsun? Hiç mümkün olabilir mi? Onlar vefat ettiler, aramızdan ayrıldılar.
    - Siz de onların resimlerine bakın!

    Şeytan'ın bu sözleri halkın beğenisini toplar. Bunun üzerine o salih inmsanların resimlerini yaparlar ve hergün o resimlere bakmaya başlarlar böylece ayrılık özlemlerini giderirler. Zamanla resimlerden heykellere geçerler. Bunları evlerine ve mabetlerine kadar her yere koyarlar.

    Resim ve heykelleri ilk yapan bu insanlar Allah'a ibadet ediyorlar. O'na ortak koşmuyorlardı. Bu heykellerin taştan yapıldığını, yarar ve zararı olmadığını biliyorlar, ancak gene de saygı gösteriyorlardı. Gittikçe heykeller çoğaldı. Heykellerin çoğalmasıyla saygıda çoğaldı. Heykellere saygı ve bağlılık gösterisinde bulunmak moda oldu. Öyle olduki, salih bir kimse vefat edince, hemen heykelini yapmak bir görev haline geldi.

    Nesiller geldi nesiller gitti. Çocuklar torunlar babalarının ve dedelerinin heykellere tavırların görmüş, onların önünde başlarını eğdiklerini, saygı duruşunda bulunduklarını görmüşlerdi. Boynuz kulağı geçer misali, çocuklar  saygıda babalarınıda geçtiler, secde etmeye, ihtiyaçlarını heykellerden istemeye başladılar. Bu arada heykeller için kurban kesmelerde başlamıştı.

    Sonunda heykeller putlaştı. İnsanların ihtiyaçlarını gideren tanrılar olarak kabul görmeye başladı. İbadet artık onlaraydı. Şeytan'ın tuzağına düşülmüştü. 

    November 19

    KULLUĞA YAKIŞIR MI ?

     Horasan vâlisi Abdullah bin Tâhir, çok âdil biriydi. Jandarmaları birkaç hırsız yakalamış, vâliye bildirmişlerdi. Getirilirken hırsızlardan birisi kaçtı. O sırada Hiratlı bir demirci, Nişapur'a gitmişti. Demirciyi, gece eve giderken, jandarmalar yakaladılar ve diğer zanlılarla beraber vâliye çıkardılar. Vâli dedi ki:
    - Hepsini hapsedin!
    Bir suçu olmayan demirci, hapishanede hemen abdest alıp, namaz kıldı. Ellerini uzatıp:
    ''Yâ Rabbi! Bir suçum olmadığını ancak sen biliyorsun. Beni bu zindandan ancak sen kurtarırsın!'' diye duâ etti. Vâli uyurken rüyâsında dört kuvvetli kimse gelip, tahtını ters çevirecekleri zaman uykudan uyandı. Hemen kalkıp, abdest aldı, iki rek'at namaz kıldı. Tekrar uyudu. Tekrar o dört kimsenin tahtını yıkmak üzere olduğunu gördü ve uyandı. Kendisinde bir mazlumun âhı olduğunu anladı. Vâli hemen hapishane müdürünü çağırtıp sordu:
    - Acaba bu gece hapishanede mazlum birisi kalmış mı?
    Müdür dedi ki:
    - Bunu bilemem efendim. Yanlız biri namaz kılıyor, çok duâ ediyor göz yaşları döküyor.
    - Hemen adamı buraya getiriniz. Demirciyi vâlinin yanına getirdiler. Vâli hâlini sorup, durumu anladı, ve dedi ki:
    - Sizden özür.diliyorum.Hakkını helâl et ve şu bin gümüş hediyemi kabul et. Herhangi bir arzun olunca bana gel! Demirci de cevabında dedi ki:
    -Ben hakkımı helâl ettim. Verdiğiniz hediyeyi kabul ettim. Fakat işimi, dileğimi senden istemeye gelemem.
    - Neden gelemezsiniz?
    - Çünkü benim gibi bir fakir için, senin gibi bir sultanın tahtını birkaç defa tersine çevirten sâhibimi bırakıp da, dileklerimi başkasına söylemek kulluğa yakışır mı? Namazlardan sonra ettiğim duâlarla beni nice sıkıntılardan kurtardı. Pek çok murâdıma kavuşturdu. Nasıl olur da başkasına sığınırım? Rabbim, nihayeti olmayan rahmet hazinesinin kapısını, ihsân sofrasını herkese açmış iken, başkasına nasıl giderim? Kim istedi de vermedi? Kim geldi de, boş döndü? İstemesini bilmezsen, alamazsın. Huzûruna edeple çıkmazsan rahmetine kavuşamazsın!
    Akıl isen nemâzı, çün saâdet tâcıdır.
    Sen namazı şöyle bil ki, mü'minin mi'râcıdır. 
    November 10

    ŞEYTAN DAN MEKTUP

     

    ŞEYTAN DAN MEKTUP/BUNU OKUYALIM,OKUYALIMDA GAFLETTEN UYANALIM BİİZNİLLAH..
    Seni dün günlük işlerini yaparken gördüm.
    Namaz kılmadan, dua etmeden bir günü daha geçirdin.
    Hatta yemek yerken ve yatarken bile dua etmek için vakit ayırmadın.
    Çok nankörsün! Seninle gurur duyuyorum.
    Benimle olduğun için çok mutlu olduğumu söyleyemem.
    Hatırlıyormusun? Senelerdir beraberiz ama seni hala sevmiyorum.
    Doğruyu söylemek gerekirse: Senden Allah'tan nefret ettiğim için nefret ediyorum.
    Allah beni cennetten attığı için bende seni kullanıyorum.
    Seni de Allah'ın bana yaptıklarını ödetene kadar kullanacağım, ondan sonra sende defolup gidebilirsin.
    Biliyormusun aptal.
    Allah seni seviyor, ama sen hayatın boyunca benim yanımdaydın. Bunun içinde seni ödüllendireceğim.
    Hayatının berbat olmasını sağlayacağım. Biz ikimiz beraber kaldıkça bu Allah'ı çok üzecek.
    Zaman senin hayatını kimin yönlendirdiğini O'na gösterecek.
    Ve bu senin sayende olacak.
    Geçirdigimiz güzel günleri hatırla, insanları nasıl hor görüyorduk,
    onlara küfür ediyorduk,
    çılgın partilere gidiyorduk,
    hırsızlık
    yapıyorduk,
    nasıl iki yüzlü davranıyorduk,
    sigara kullanıyorduk,
    camii'ye gitmiyorduk, dedikodu yapıyorduk.....
    Bunların hepsini kaybetmek istemezsin değil mi?
    Hadi gel aptal! Sonsuza dek beraber yanalım!
    Senin için çok şeyler
    düşünüyorum.
    Bu mektupu sana ne kadar değer verdiğimi söylemek ve hayatının büyük bir parçasını kullanmama izin verdiğine teşekkür etmek için yazıyorum.
    Aptal, bazen sana çok gülüyorum.
    Öyle salaklıklar yapıyorsunki, benim bile miğdemi bulandırıyorsun. Sen böyle devam et.
    Yeni nesile yalancılığı, aldatmayı, kumarı ve camii yerine diskolara gitmeyi öğret.
    Sen bunları onların yaninda yap ki onlarda seni örnek alsınlar. Bir zaman sonra onlarda aynısını yapacaklardır.
    Çocuklar böyle işte.
    Neyse, şimdi gitmeliyim ama birkaç saniye sonra tekrar seni görmeye geleceğim.
    Azıcık aklın olsaydı tövbe etmek için biryerlere giderdin ve yaşayacak olduğun bir kaç seneyi de Allah'la beraber geçirirdin. Bir kimseyi uyarmak karakterimde yoktur aslında, ama seni tanıyorum.
    Sen zaten benim yanımdan ayrılmazsın.
    Senin yaşında olan bir insanın hala günah işlemeye devam etmesi saçmalık olsada.
    Sakın beni yalnış anlama, senden hala nefret ediyorum, ve bu böyle devam edecek. Beni gerçekten seviyorsan tabiki bu yazıyı kimseyle paylasmazdın. Ölüm bizi buluşturana kadar.....

    EUZUBİLLAHİMİNEŞŞEYTANİRRACİM BİSMİLLAHİRRAHMANİRRAHİM

    (KOVULMUŞ ŞEYTandAN RABBİME SIĞINIRIM)

    November 02

    BEN HANGİSİNİ DAHA İYİ BESLERSEM

    Yaşlı adam kulebesinin önünde oturmuş az ötede bir biri ile boğuşup duran iki köpeği izliyorlardı. Köpeklerden biri beyaz, biri siyahtı ve 12 yaşındaki çocuk kendini bildi bileli o köpekler dedesinin kulebesi önünde boğuşup duruyorlradı. Dedesinin devamlı göz önünde tuttuğu, yanından hiç ayırmadığı iki iri köpekti bunlar. Çocuk, külübeyi koruması için biri yeterli gözükürken niye ötekininde olduğunu, hem niye renklerinin illa da siyah ve beyaz "onlar " dedi, "Benim için iki simgedir evlat" "neyin simgesi?" diye sordu cocuk, "iyilik ve kötülüğün simgesi. Aynen şu gördüğün köpekler gibi iyilik ve kötülük içimizde devamlı mücadele eder, durur. onları seyrettikçe ben hep bunu düşünürürm. Onun için yanımda tutarım onları." Çocuk sözün burasında "mücadele varsa kazananıda olmalı!" diye düşündü ve her çocuğa has bitmeyen sorularına yenisini ekledi; "Peki, sence hangisi kazanır bu mücadeleyi?" Bilge reis derin bir gülümsemeyle baktı torununa; "Hangisimi evlat? Ben hangisini daha iyi beslersem o !" 

    October 29

    Sadece Allah'a ayıracak zamanınız varsa okuyun.


    ALLAH,

    Bu maili aldığımda düşündüm ki....

    Bunun için zamanım yok...

    Hele de çalışırken.

    Sonra böyle düşünmenin kesinlikle günümüzde birçok
    Problemin kaynağı olduğunu fark ettim

    Biz Allah'ı Cuma günleri mescide sığdırmaya çalışıyoruz...
    Belki cuma gecesi...

    ve, nadiren kalkılsa da Sabah namazlarına....

    Hastalıklarımız, zayıflıklarımızda etrafımızda olsun istiyoruz....

    ve, hiç şüphesiz, cenazelerde.

    Maalesef, O'nun için işte, oyunda yerimiz ve zamanımız yok...

    Çünkü...

    işlerimizi kendimiz halledebiliriz düşüncesi hayatımıza girmiş.

    Allah beni affetsin, ....

    O'nun hayatımda ilk sırada olmaması gerektiğini kabul ettiğim yer ve  zamanların varlığından dolayı.

    Her zaman O'nun bizim için yaptıklarını daima
    hatırlayacak zamanlarımız olmalı.
    Bu mesajı idrak ettiyseniz paylaşın!!
    Evet, ALLAH'ı çok seviyorum.
    O benim var olma ve kurtulma kaynağım.
    Beni her gün ayakta tutuyor. Onsuz hiçbirşeyim
    Çok basit bir test.
    Eğer Allah' ı seviyorsanız ve O'nun sizin için
    gerçekleştirdiği
    muhteşem
    şeylerden utanmıyorsanız....
    bunu arkadaşlarınıza iletin.
    Bunun için zamanınız var mı?
    kolay zora karşı..
    Gerçekleri söylemek neden bu kadar zor, aynı zamanda
    yalanları
    söylemek de
    bu kadar kolay?
    Neden namazda uykuluyuz da bitince aniden uyanıveririz?
    Böyle mesajları paylaşmak varken silmek neden kolayımıza gelir?
    Karşılıksız alabileceğimiz ne iyi hediye namazımızdır.
    Hem masrafsız ve ödülleri de
    muhteşemdir.
    Ne gariptir, ALLAH'a inandığını söyleyip de şeytanın
    peşinden gitmek
    Ne gariptir, fıkraları çılgınca paylaşırız, mesajlar
    havalarda uçuşur da iş islamiyetle ilgili bir mesajın iletilmesine geldiğinde iki defa düşünürüz.

    Bu mesajı gönderirseniz, adres listenizdeki herkese
    gönderecek
    misiniz?
    Yoksa ne tepki vereceğini bilmediğinizden ya da emin
    olmadığınızdan
    göndermeyecek misiniz?
    Allah'ın bizim için ne düşündüğünden çok insanların bizim
    için ne
    düşündüğüne önem vermemiz Ne gariptir. ?

    October 22

    TÜM ŞEHİTLERİMİZ İÇİN

    H@CKED AKSAHİN !!

    http://aksahin111.spaces.live.com

                     BILINIZKI SONUNUZ ALEVLI BIR AHTIR INTIKAM ALANLARIN EN HAYIRLISI ALLAH´TIR

    ...:: HER GÜNÜM CENAZE, HER GÜNÜM ŞEHİT. BUNLARIN SEBEBİ BİR İT OĞLU İT EĞİL KULAK VER CEDDİNE; TÜRK'E KEFEN GİYDİRMEK HANGİ İT'İN HADDİNE ?::...

    October 15

    BÖYLE BİR DOST VAR MI ?

    BÖYLE BİR DOST VAR MI ?
    Öyle birini dost edinme fırsatınız var ki :
    • Her zaman sizin ona ihtiyacınız oluyor , onun ise aslında size hiç
    ihtiyacı olmadığı halde sizi dost telakki ediyor , size tenezzül buyurup
    iltifat ediyor ,
    • Siz ona 1 adım yöneldiğinizde o size 10 adımla yöneliyor ,
    • Darda kaldığınızda imdadınıza yetişiyor , zorlukları açıp kolaylaştırıyor
    ,
    • Çokça ikram ediyor , cömertliğini hiç bırakmıyor ,
    • Çok zengin , hiçbir şeye muhtaç olmuyor ,
    • Çok merhametle ve şefkatle muamele ediyor , merhameti gazabına gâlip
    geliyor ,
    • Sözünden asla dönmüyor ,
    • Özür dilediğinizde hatanızı görmezden geliyor , affediyor ,
    • Her yaptığı işi yerli yerince ve kusursuzca yapıyor ,
    • Kendisini vekil edinenlerin işlerini mükemmelce yerine getiriyor ,
    • Hayırlı işlerinizde sizi destekleyip size yardım ediyor ,
    • Kendisini memnun eden işleriniz için kat kat fazlasıyla karşılığını
    veriyor ,
    • Çok sabırla ve yumuşak muamele ediyor ,
    • Bir şey talep ettiğinizde bu talebinize muhakkak karşılık veriyor ,
    • Mağlup edilemiyor , her şeye gücü yetiyor ,
    • Hakemlik yaptığında en adaletli hükmü veriyor ,
    • Kendisine itimat edenlerin umudunu boşa çıkarmıyor ,
    • Kendisini sevdiğinizde , itaat ettiğinizde sizi sevip koruyor ,
    • Her şeyde ve her hadisede büyüklüğünü gösteriyor ,
    • Dilediği şeyi mutlaka yapıyor ,
    • Sizin için faydalı olan doğru yolu tavsiye ediyor ,
    • Mazlumun hakkını zalimden zerresine kadar alıyor ve zalimi zelil ediyor ,
    • Kendisine sığınanları himaye edip emniyete kavuşturuyor ,
    • Sevdiklerinin mertebelerini yükseltip güzel makamlar veriyor ,
    • Hiç beklemediğiniz bir anda sizi sevindiriyor ,
    • Bütün icraatlarında hakkı , adaleti ve dengeyi gözetiyor ,
    • Cezalandırmaya gücü yettiği halde cezalandırmada acele etmiyor , muhataba
    kendini düzeltir diye mühlet veriyor ,
    • İdaresi altında bulunanların bütün ihtiyaçlarını karşılıksız temin ediyor
    ,
    • Siz öldükten sonra yüzyıllar geçse de sizi unutmuyor , sizinle ilgileniyor
    ,
    O ; SİZE HİÇ DE UZAK OLMAYAN , ŞAHDAMARINIZDAN DAHA YAKIN OLAN ALLAH’TIR .
    BU DOSTLUĞUN TEK BİR ŞARTI VAR : “ HAYATINIZ VE ÖLÜMÜNÜZ ”
    O ‘ NUN İÇİN ve O ‘ NUN YOLUNDA OLMALI
    September 25

    KADINI AĞLATIRKEN DİKKAT EDİN

    ............bir kadını ağlatırken çok dikkat edin..!!!

    ....... çünkü Allah gözyaşlarını sayar.....!!!!

    kadın;erkeğin kaburgasından yaratıldı,ayaklarından yaratılmadı..!!!

    öyle olsaydı ezilirdi......!!!

    üstün olsun diye başından da yaratılmadı......!!

    AMA GÖĞSÜNDEN YARATILDI......

    Eşit olsun diye......

    kolun biraz altında...Korunsun diye...!!!

    KALP HİZASINDA SEVİLSİN DİYE!!!

    September 22

    EVLİLİK AĞACI

    Yeni evli bir çift vardı.Evliliklerinin daha ilk aylarında,bu işin hiçde hayal ettikleri gibi olmadığını anlayıvermişlerdi.Aslında birbirlerini sevmiyor değillerdi.Son zamanlarda o kadar sık olmasada,evlenmeden önce sık sık birbirlerini çok sevdiklerine dair ne kadar da dil dökmüşlerdi.Ama şimdilerde,küçük bir söz,ufak bir hadise aralarında orta çaplı bir kavganın çıkmasına yetiyordu.Bir akşam oturup,ilişkilerini gözden geçirmeye karar verdiler.Her ikiside boşanmayı istememekle beraber,işlerin böyle gitmeyeceğininde farkındaydılar.
    Erkek" aklıma bir fikir geldi."dedi. "bahçeye br ağaç dikelim ve eğer bu ağaç üç ay içinde kurursa boşanalım.Kurumazda büyürse bunu bir daha aklımızdan geçirmeyelim.Bu süre içinde ayrı odalarda yatalım."
    Bu ilginç fikir hanımınında hoşuna gitti.Ertesi gün gidip bir meyve fidanı aldılar ve bahçeye diktiler.
    Aradan bir ay geçti.Bir gece bahçede karşılaştılar.Her ikisininde elindeiçi su dolu birer bidon vardı.
     
    September 19

    D O S T

    DOST VAR;UĞRUNA ÖLÜNÜR...
    DOST VAR;UĞRUNA CAN VERMEK BİLE
    'UCUZ'KALIR...
    DOST VAR;SEVDİĞİ İNSANA BİR ZARAR
    GELECEK ENDİŞESİYLE,
    AKREP,ÇIYAN YUVALARINI TOPUĞUYLA KAPAR...
    BUNU YAPMAK YETMEZ DOST İÇİN...
    SEVDİĞİ İNSAN UĞRUNA ÖMRÜNÜ VERİR.
    VERİLEN BİR ÖMÜRDÜR...
    BİR YILINI,İKİ YILINI,ON YILINI,YİRMİ
    YILINI DEĞİL,'ÖMRÜNÜ VERMİŞTİR...
    DOST VAR;SEVDİĞİ İNSANIN UĞRUNA ÖLMEYE HAZIRDIR.
    DÜŞMANLAR GELECEK,
    KATLETMEK İSTEDİĞİ NEBİ'NİN
    YATAĞINDA VEFALI BİR GENÇ,DELİKANLIYI BULACAKTIR...
    BU DELİKANLI DOSTTUR...VE HEP 'DOST'KALMIŞTIR.
    DOST VAR;GÜLE BENZER...
    O KADAR GÜZEL KOKAR Kİ,DİKENLERİNİN
    VERDİĞİ ACI HİSSEDİLMEZ...
    BİR DE DOST VAR Kİ,DİKENLERİNİN YOL
    AÇTIĞI KAN VE YARA KORKUSUNDAN,
    GÜL RAYİHASINI ALMAK MÜMKÜN DEĞİLDİR.
    DOST VAR;HAZMEDEMEZ...
    SİNDİRİM SİSTEMİ BOZUKTUR...
    DOST VAR;FIRINA GİRMEYİ SEVMEZ...
    AMA,EKMEĞİ HERKESTEN ÖNCE BÖLER...
    DOST VAR;SÖZÜ İTİBARSIZ SENETTİR...
    GÜVENİRSENİZ MÜFLİS OLURSUNUZ...
    DOST VAR;YOLLARDA BIRAKIR...
    BÖYLESİYLE ADIM BİLE ATILMAZ...
    YOLA BERABER ÇIKMAK,NETİCEYİ
    KABULLENMEKTİR.
    DOST VAR;DÜŞMANDAN TEK FARKI,BİRAZ
    DAHA MÜTEBESSİMDİR.
    AMA BİR DÜŞMEYE GÖR;DÜŞMANIN
    'KAHKAHALARI',
    O'NUN'TEBESSÜMÜNÜN'YANINDA
    'SESSİZ'KALIR.
    DOST VAR;İYİLİĞİNİ İSTEMEZ...DÜŞMAN
    İÇİN ÖNÜNE BİR TAŞ DA O KOYAR.
    SONRA BU DA YETMEZ 'DOST'İÇİN!...
    'BELKİ BENİM KOYDUĞUM TAŞLA
    DÜŞMEZ'DİYE,SENİN DÜŞMANINA DA,
    'ŞURAYA İP GERMEYİ UNUTMA'DİYE
    TEMBİHTE BULUNUR.
    DOST VAR;SADECE YÜZÜNE GÜLER...
    ARKANDAN VURMAK,HANÇERLEMEK İÇİN
    'MALZEME'ARAR.HİÇBİR FIRSATI KAÇIRMAZ...
    LAKİN BUNLAR DA 'DOSTTUR'!..
    'DÜŞMANIN'DİYEMEYECEĞİMİZ DOTLAR!...
    BÖYLELERİNİ GÖRÜNCE OTURUR BİR
    KÖŞEDE AĞLAR;DOSTLARIN ELİNE
    DÜŞÜRME ALLAH'IM DERSİNİZ.
    AHHH!Hz.EBU BEKİR...,AHHH!Hz.ALİ...
    MÜSLÜMANLIĞI SİZLERDEN ÖĞRENDİK.
    KEŞKE DOSTLUĞU VE VEFAYI DA SİZLERDEN
    ÖĞRENEBİLSEYDİK...
    Yazarı:  Elif Ablam   (http://yolcu2.freeforums.org )